ust8.jpg
 
 

Gökhan Demirer > Türkçe > Sergiler > Hayat”ın Dışından Fotoğraflar



Hayat'ın Dışından Fotoğraflar

Tamamına yakını Tire’nin eski mahallelerinde on yıllık bir zaman dilimi içersinde çekilen fotoğraflar, evlerin içlerine, yani “hayat”larına (avlu) girmeden, onlardaki şiire “dışarıdan” yaklaşarak bir duygudaşlık kurmayı amaçlıyor

Sergideki fotoğraflar, “zamanın ve değişimin rengi”ni evlerin yüzlerinde, boya ve sıva katmanlarında, duvar yaralarında ararken, izleyiciye, duvarların evlerdeki hayatlara dair pek çok  ipucu saklayan bir pentimento*  olarak tam da “hayatın içinde” olduklarını göstermek istiyor.

Bu sergide 84 adet renkli inkjet baskı yer alıyor.

“Hayat”

Bu serginin, baharın gelişini müjdeleyen Birinci Cemre’den iki gün sonra açılıyor olmasını mutlu bir bir tesadüf olarak görüyorum.  Çocuklukları Anadolu’da geçenler, ya da bir biçimde yolları düşenler, çocukların her bahar gelişinde yüzlerini gökyüzünde süzülen leyleklere dönüp, şu tekerlemeyi söylediklerini hatırlayacaklardır.

“Leylek leylek havada,
Yumurtası yuvada,
Gel sen bizim hayata
Bizim hayat yıkıldı
Telli pullu yapıldı.”

Anadolu evlerinde hayat, kendilerini pek de ele vermezmiş gibi duran dış duvarların ardındaki yaşam alanının da adıdır. Bir kasabanın sokaklarında dolanırken, köşeyi döndüğünüzde  karşınıza çıkıveren bahçesi limon ağaçlı evin penceresindeki küçük çocuk, az ötede kaçan topun peşinden bağrışarak koşan çocuklar; bu sergideki fotoğrafların tamamına yakının mekanı eski Tire’nin sokaklarında iseniz, çok eski bir zanaatın uygulayıcısı urgancının bir sokak boyu yayılan faafliyetine tanık olabilir, biraz sonra da  karşı köşeyi dönüveren yaşlı kafadarlarla karşılaşırsınız. Bir kış günü, Güme Dağı’ndan topladığı çalı çırpıyı katırına yükleyip yukarı mahallelere satmaya getiren, kendi halindeki kadın karşınıza çıkar. Bütün bu sesler ve görüntüler hafızanızda yankılanır.  Bu evler ve sokaklar, yaşantıları yıllar içersinde yıkılan ve “telli pullu” yeniden “yapılan” hayatların sahibidirler. Onca yıldır bu sokaklarda varolan evlerin hayat sırları ise onların dış cephelerinde, duvarlarında, yani yüzlerindeki hayat çizgilerinde kendileri ele verir. Bir sokak arşınlayıcısı olarak, benim çabam da, yıllarca önünden geçtiğim evlerin artık eski hayatların sahipleri olan eski evler olmadığını izleyiciye göstermek. İki sene önce geçtiğiniz sokakta, çocukları çoktan ovada gelişen şehre göçmüş olan  evin sahibesi ölmüş ve orayı, geçen yaz uzak şehirlerden pamuk toplamaya gelen bir aile almıştır artık. Az önce, yeni sahiplerinin yeşile boyadığı kapıdan çıkan bir dede, torununa o sokakların yabancısı bir dilden şevkat sözcükleri fısıldamaktadır. 

Bu sokaklarda her bahar, evlerin kendi gücüne göre giriştiği boyama faaliyetiyle  karşılaşılır. Kimi, duvarını komşunun bitişik odasına kadar bambaşka renge boyamıştır, kimisinin ise o yılki durumu ancak pencerenin etrafına ödünç fırça ile zarif beyaz bir çerçeve yapmaya yetmiştir. Ama hepsi de gelen bahar için mutlaka bir şeyler yapmışlardır. Acemi bir telaşla kısmen sokağa akıtılan boyalar ise yolunuz düştüğünde, gelecek yağmurlarla henüz silinmemiştir. 

Behçet Necatigil, o çok sevdiğim “Evler” şiirinde

Evlerin içi oda oda üzüntü,
Evlerin dışı pencere duvar
diyor.

Evet, “hayat”lar duvarların ardında olsa da duvarlar, umutları ve üzüntüleriyle ardındaki hayatları çokca saklayamıyorlar.

Duvarlar, sıradanlık

Bu duvarlar,evet, mimari açıdan birer harika değiller. Dolayısı ile örneğin bir gezi fotoğrafçısı, veya bir “güzel şeyler fotoğrafçısı” için sıradan da bulunabilir. Ancak bu fotoğrafları çeken, fotoğrafın kimilerince hafife alınan “avcılık, toplayıcılık" yanını da çok önemsiyor. Fotoğraf, temelde, bir nesneyi ya da bir kompozisyonu -oradaki şiiri- karmaşıklığın içersinden çekip çıkarmaktır ki dilenirse, bu yoldan sıradanı soyuta dönüştürmek de mümkündür. Varsın “gelişmişler” toplayıcılıktan, “düşünce” fotoğrafçılığına evrilmiş olsunlar.

Gülten Akın İlk Yaz şiirinin o kült dizelelerinde ne güzel söylüyor;

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya.

Teşekkür


Bu serginin oluşumundaki yardımları için fotoğrafçılığımın yol arkadaşları sevgili Selim Aytaç, -serginin isim babası- Tarık Yurtgezer, değerli yorumları ve teşvikleri için Cengiz Engin, Gökhan Bulut, serginin duyurulmasındaki katkıları ve varlığı ile ortak fotoğraf sevgisini paylaşmamızı sağlayan derneğim AFSAD, TRIPOD, Fırat Color, Bulvar Çerçeve ve artık evin bir odasının tarafımdan fotoğraf için işgalini yıllardır kabullenerek, tutkuma her zaman sevgileriyle ortak olan sevgili eşim Şennur ve oğlum Enis’e çok teşekkürler. Onlar olmasaydı bu sergi olmazdı.    

Meraklısına Teknik Bilgi

Fotoğrafların dijital çekilen bir tanesi hariç, tamamı  Fujichrome Velvia ve Kodak 100 VS  saydam filmlere, Nikon F3 ile genellikle 20 mm, 60 mm ve 105 mm nikkor objekifler ile çekildi. Sergi, bu fotoğraflar Epson Perfection 4870 Photo scanner ile taranıp, dijital ortama aktardıktan sonra bilgisayarda konvansiyonel ölçüler dahilinde yapılan –kontrast, aydınlanma değerleri ve renk düzeltmeleri gibi- “aydınlık oda” çalışmasının ardından yine Epson Stylus Photo R800 Inkjet Printer ile Epson Premium Glossy A4 kağıda ve bir kısmı da da roll kağıda panoramik olarak yapılan ev baskılarından oluşuyor.

  * Pentimento: Resimde zamanın neden olduğu saydamlaşmaya bağlı olarak, alt katmanların görünmeye başlaması (www.wikipedia.org). Bu olgu ressamın başlangıçtaki niyeti ile nihai eser arasında olabilen farklılıkları ortaya çıkarmaktadır. Kimi zaman, ressamın istenmedik başlangıçları, gelişmeleri, faklı bir boya ile kapattığı görülebilmektedir. Amerikalı oyun yazarı Lillian Hellman (1905-1984), 1977’de F. Zinnemann tarafından Julia adıyla sinemaya da uyarlanan anılar kitabına, hayatın niyetlenenden farklı mecralara akabildiğini vurgulamak üzere “Pentimento” adını vermiştir.



Önceki Sayfaya Geri Dön Yazdırılabilir Sayfa © Gökhan Demirer - Her Hakkı Saklıdır.
sergi1icon