ust2.jpg
 
 

Gökhan Demirer > Türkçe > Dosyalar > Fotoğrafta İmza Üzerine



Fotoğrafta İmza Üzerine

(*)

Bir süredir fotoğraf üzerine imza atma konusu ilgimi çekiyor. Kimi fotoğrafçılarımız, fotoğrafları üzerine yaldızlı kalemle oldukça büyük imzalar atıyor ve fotoğraf camiasını da imza atmaya teşvik ediyorlar. Böyle düşünenler, fotoğraf üzerine, ressamların yaptığı gibi atılacak imzaların, toplumda fotoğrafa bir sanat dalı olarak sahip çıkmak, onu yüceltmek ve fotoğraf sanatçısının yaratıcılığının hakkını teslim etmek adına öneminden söz ediyorlar. Hal böyle olunca eskiden beri fotoğrafları üzerine imza atmayan biri olarak, bu konunun fotoğrafın çok saygın bir yere sahip olduğu Amerikan fotoğraf çevrelerinde nasıl değerlendirildiğini öğrenmek üzere o çevreyi iyi bilen usta bir fotoğrafçıya; düşüncesine, bilgisine çok değer verdiğim sevgili Gül Ezen’e danıştım.

Yurtdışında yapılan fotoğraf sergilerinde, fotoğrafçılar acaba fotoğraf kartı üzerine imza atıyorlar mıydı; yoksa kartı kendi halinde bırakıp, paspartuya mı yazıyorlardı? Örneğin, sergilerini izleme fırsatı bulduğum ne Amerikalı Irving Penn, ne de Avrupalı H.C. Bresson, kart üzerine imza atmışlardı. Acaba bu işin “görgüsü” Amerikan fotoğrafçıları arasında neydi? Gül Ezen’in verdiği bilgiyi teşekkür ederek, izniyle aşağıda aynen aktarıyorum:

“... İmza konusunda genel bir kaide yok. Bazıları kartın üstüne, altta kalan beyaz marjine, siyah kalıcı mürekkeple imza atıyor. Ama imajın üstüne değil. Çoğunluk alt köşeye soğuk damga basıyor. Ayrıca fotoğrafın arkasına kurşun kalemle bütün bilgileri yazanlar da var; tabi yine alt kısma. Yazılan bilgiler; isim, konu ismi, edisyon numarası gibi şeyler. Paspartuya yazanlar da var; bilhassa isim ve edisyon numarası.  Eski ustalardan fotoğrafı imajın üstüne gelecek şekilde imzalayan olmuş.Bugün  bunların değen daha fazla. Mesajını alınca ıkısı Amerikalı olan ve New York’ta yaşayan üç fotoğrafçı arkadaşıma da danıştım. Onlar da bana aynı bilgileri verdiler.”...

Şimdi konuya fotoğrafik görüntü oluşumunun, resimden farklı niteliğinden söz ederek devam edelim.

Fotoğrafik görüntünün duyarkat üzerinde oluşumu esasen teknolojik bir süreçtir. Resimsel görüntü oluşumundan önemli bir farkı buradadır. İster doğrudan fotoğraf, ister kurgu fotoğrafı, isterse montaj olsun, fotoğrafçının yaratıcılığı; anın, konunun algılanışında, görüş açısında, seçiminde, düzenlenmesindedir.

Emülsiyon üzerine fırça vb. müdahalesinde bulunan pictorialistler bir yana bırakılacak olursa, fotoğrafçının duyarkattaki görüntünün oluşumunda teknolojik anlamda bir katkısı yoktur.

Yani fotoğrafçı, fotoğrafını bir Van Gogh, bir Seurat gibi, tuval üzerine fırça darbeleri ile oluşturmamaktadır. Fotoğrafik görüntü, filmin ve kartın verili emülsiyon ve gren yapısına bağlı olarak fotoğrafçının dışında gerçekleşmektedir. Fotoğrafçı, kamera, film, banyo ve kart  tercihleri ile bu verili teknolojik sürecin, istediği yorum dahilinde olmasını seçmektedir. Şahsen benimsememekle birlikte, film - tuval analojisine başvuracak olursak; ressam zihnindeki görüntüyü tuval üzerine fırça darbeleri ile etken bir süreçte resmetmektedir. Fotoğrafçının zihnindeki görüntü ise önce fiziksel-kimyasal bir süreç sonucunda emülsiyonda gizil bir görüntü olarak saptanmakta, sonrasında da büyük ölçüde standartlaşmış ve fotoğrafçının müdahalesini en az düzeyde tutan banyo ve/veya baskı işlemlerinden oluşan edilgen bir teknolojik süreç sonucunda açık bir görüntü haline gelmektedir. Dolayısı ile, resmini bitirdiğinde, ressamın bir de imzasını atması o sürecin doğal bir tamamlayıcısı iken; saptanmış fotoğrafik görüntü üzerine atılan imza fotoğrafik malzemeye yabancı ve eklektik kalmaktadır. Fotoğraf üzerine dijital tarih basılmasını bir cehalet göstergesi sayarken, fotoğrafik kayıt üzerine yaldızlı imzayı savunmak çok tutarlı olmasa gerek. Fotoğrafik görüntü üzerine atılacak imzanın, mutlaka onun yukarıda alıntıladığım örnekler ya da benzerleri gibi, fotoğrafın farklı ve kendine özgü oluşumuna uygun bir estetiği temsil etmesi gerektiğini düşünüyorum. Abdullah Biraderler, Kargopulo gibi eski zaman fotoğrafçılarının logo konusundaki özenlerine de dikkat çekmek isterim. Bu fotoğrafçılar, fotoğraf kartlarına bastıkları logolarını dışarıda hazırlatıyorlardı.

Bazı fotoğrafçıların fotoğraf üzerine tamamen pratik gerekçelerle imza attıkları da oluyor. Bu fotoğrafçılar, fotoğraf, paspartusundan kazara ayrılacak olursa, imzanın paspartu ile birlikte kaybolmasını istemiyorlar veya foroğraf çerçevesi kapatılmazdan önce ikinci ikinci kez paspartuya imza atmak üzere çerçeveciye gitmek yerine, fotoğraf üzerine imza atma kolaycılığını seçiyorlar. Bu kaygılar, eğer amaç sanat ise, kuşkusuz baştan sanat dışıdır.

Artık fotoğrafı toplumda saygın kılmayı ve özgün yaratıcılığımızı vurgulamayı fotoğraflarımızın kendisine bıraksak ve üzerlerine yaldızlı imzalarımızı atarak onları birer kitsch nesne haline dönüştürüp, basitleştirmesek nasıl olur?    

(*) Kontrast Sayı 9 Ocak 2004



Önceki Sayfaya Geri Dön Yazdırılabilir Sayfa © Gökhan Demirer - Her Hakkı Saklıdır.
sergi1icon