ust6.jpg
 
 

Gökhan Demirer > Türkçe > Dosyalar > Küçük Yelkenli ile Mandalyada Bir Gezi



Küçük Yelkenli ile Mandalyada Bir Gezi (*)

Yaz tatili bitmiş, Ankara’ya memuriyet hayatımıza çoktan dönmüştük. Ama hayalimizde hep 2000 yılı Temmuz’unda yaptığımız Mandalya Körfezi gezisi vardı.

Didim-Akbük barınağından teknemiz Aydede ile yaptığımız Akbük-Kıyıkışlacık (Iassos), Kıyıkışlacık-Gündoğan ve Gündoğan-Akbük turumuz bize büyük bir mutluluk ve keyif yaşatmış, denizciliğe ve yelkene yeni başlamış kişiler olarak kendimize olan güvenimizi artırmıştı. O yolculukta çok sakin, neredeyse palpa liman bir hava bulmuştuk ama yeterince yelken yapamamıştık.

Uzun kış gecelerinde önümde Mandalya Körfezi’nin deniz haritaları, cetvel, pergel, her seferinde değişik rotalar, limanlar belirliyor, hepsini özenle el GPS’ime kaydediyordum. Bu bile bana büyük bir haz veriyor, sanki ileride yaşayabilmeyi düşlediğim büyücek bir yelkenlinin kamarasında  uzak limanlara yolculuk planları yapıyordum.

Derken iple çektiğimiz Yaz geldi ve daha fazla sabredemeden okullar kapanır kapanmaz Akbük’ün yolunu tuttuk. Tekneyi denize bir ay önceden indirmiştik. Mandalya gezimizi güvenlik nedeniyle onsuz yapacağımız için eşim Şennur ile birlikte altı yaşındaki oğlumuz Enis’i Tire’ye teyzesine bıraktık. Akbük’te yazlığın bahçe ve temizlik işlerini iki günde halledip –bu yazlık meselesini ne siz sorun, ne ben söyliyeyim!-  yol hazırlıklarına başladık.

Teknemiz Aydede, İzmir Feridun Şaşal yapımı, 5.5 metrelik bir Proper 18. Kamarasız olduğu için onunla çıkılacak birkaç günlük gezilerde denizciliğin yanısıra kampçılık da yapmak gerekebiliyor. Bu nedenle, eskiden beri merakımız olduğu için sahip olduğumuz, çadır, seyyar ispirto ocağı, fener, uyku tulumu ve mat termos gibi bir takım temel kampçılık malzemelerimizi de yanımıza alacaktık.

Yolculuk rotasını bu kez, Akbük-Kazıklı Yarım Liman, Yarım Liman-Çam Limanı-Salih Adası, Salih Adası-Gündoğan olarak belirledik. Su geçirmez çantalara koyduğumuz değerli belgeler aletler, para ve giysilerimizi, uyku tulumlarımız, küçük bir çadır fenerler ve diğer kampçılık malzemelerini teknenin teknenin oturma yerlerinin altındaki dolaplara ve güverte altındaki ambara yerleştirdik. Akbük’ten aldığımız Yiyecek ve içecekler ise dolapların içersine sığdırdığım buz kutularında duracaklardı.. Böylelikle iki günlük soğuk içecek ihtiyacımızı karşılayabilecek ve bozulabilir yiyeceklerimizi koruyabilecektik.

Gezinin başlangıç limanı olan Akbük Balıkçı barınağı Akbük Körfezi’nin güney doğusunda ikibin nüfuslu küçük bir belde olmakla birlikte yoğun bir yazlık yapılaşmasının olduğu Akbük Beldesi önünde bulunuyor. Toprak olan mendirek bu yıl Belediye’nin gayretleri ile ışıklandırılmış, su ve elektrik getirilmiş. Ancak rıhtımın henüz beton olmayışı ve düzgün bağlama yerlerinin bulunmaması, toza neden oluyor ve dolgu kayaları bağlanma esnasında ve karaya çıkışta güvenlik sorunları yaratabiliyor.
image011.jpgimage003.jpg

1.GÜN:AKBÜK-KAZIKLI YARIM LİMAN

(23 HAZİRAN CUMARTESİ)

Akbük’ten 10:30’da demir aldık. Bir süre motorla yol aldıktan sonra rüzgarın çıkmasıyla birlikte yelken açtık. Ancak burada çoğu zaman olduğu gibi rüzgar baş taraftan estiği için körfezde uzun tramolalarla yükseldik. Beş tramoladan sonra Akbük Körfezi’nden çıkmış, bizi Kazıklı Körfezi önlerine götürecek rotamıza girmiştik. Bu arada uzunca bir süredir 2 bofor esen rüzgar 3’e çıkmış, dalgalar da artmıştı. Ancak biz de sancak bordamızdan esen rüzgar ile güzel bir apaz seyir imkanı elde etmiştik. Karakol Burnu önlerinden Karaburun’a kadar hızımız 5 knottan aşağıya hiç düşmedi ve Akbük’ten tramolalarla yükselirken kaybettiğimiz zamanı biraz olsun telafi etme imkanı bulduk. Karaburun’u döndükten sonra kaba dalgaların artmasına karşın rüzgar kesildi. 2-2.5 knota kadar düşen hızımızla bir süre ilerledikten sonra rüzgarın giderek kaldığını görüp bu günkü yelken faslını kapadık. Motorla Kazıklı Körfezi’nin kuzey sahillerine yakın seyrederek, sayın Sadun Boro’nun Vira Demir’inde sözünü ettiği Kazıklı koylarından Yarım Liman’da yine bir balık çiftliğinin az ilerisine demir attık. Yarım Liman’dan önceki  Karasu Koyları ve Ardıçlı Ağıl ağızlarına kadar balık çiftlikleri ile dolu idi. Yarım Liman’ın eski durumunu bilmiyorduk ama bu halini bile çok sevdik ve geceyi burada geçirmeye karar verdik. Bugün 15 mil yol yaptık. Günümüzü kitap okuyup denize girerek geçirdik. Ne var ki bütün sahil çalılıkların içlerine kadar balık çiftliklerinin yem torbaları ve bidon parçalarıyla kirlenmişti. Teknede yatma hazırlıklarını yaptıktan sonra günün son saatlerini teknede koyun sakinliğini dinleyerek geçirdik. İlk yıldızlar gökyüzünde belirirken, az ilerimize de yine geceyi burada geçirecek bir balıkçı teknesi demirledi. Güzel bir gece olacağını kurarken, balık çiftliğinin jeneratörü çalışmaya başladı ve bütün gece susmadı.
image005.jpg

2.GÜN: KAZIKLI YARIM LİMAN-ÇAM LİMANI-SALİH ADASI

(24 HAZİRAN PAZAR)

Sabah gün ışırken balıkçı teknesi demir aldı. Biz de fazla oyalanmadan yoğun günümüze başlamak üzere hareket ettik. Niyetimiz Kazıklı Esas Liman’ın sığlık ucuna kadar girmek idi. Körfezin içine çıktığımızda akşamı aynı koyda geçirdiğimiz balıkçı teknesinden zaman zaman neşeli sesi duyulan küçük balıkçı babasıyla beraber akşamdan bıraktıkları ağları büyük bir hevesle çekiyordu. Yanlarından uzaklaşırken fotoğraf makinemin hazır olmayışına hayıflandım. Kazıklı Limanının bu erken sabah saatlerinde doğan güne karşı uzaktaki birkaç tekne ile birlikte siluetleri hafızamızda hoş bir anı olarak kaldılar.

Körfezin batı kıyısı boyunca ağır ağır ilerlerlerken, balık çiftlikleri giderek yoğunlaştı ve bizim 5.5 metrelik teknemize dahi geçit vermedi. Bulduğumuz bir aralıktan yolumuza devam etmeyi denediğimizde de hiç bir uyarı olmaksızın bırakılan ağları son anda farkedip, az önceki güzelliklere inat bir can sıkıntısı ile esas limana gitmekten çaresiz vazgeçerek, kaçarcasına Kazıklı’nın çıkışına yöneldik. Balık çiftliklerinin önemli bir iktisadi yanı olduğu muhakkak ama Kazıklı’dan koparıp aldıkları çok daha fazla. Bu güzelim yer, ucuz çipura, ucuz levrek ve bir iki işletmecinin kazancı derken bir derme çatma çiftlik sevimsizliğine feda ediliyor. İki yıldır, çiftliklerin açığa taşınacağı söylenmesine karşın 2001 yazı itibariyle durum böyle ve çiftliklerin “ileriye bir yere” taşınacağı lafı yine var. Haydi hayırlısı…

Bu kez Kazıklı’nın bakir doğu sahillerini izleyerek Teke Burnu’na doğru devam ettik. Henüz yelkenleri dolduracak bir rüzgar yoktu ve motorla yol alıyorduk. Niyetimiz daha önce hiç görmediğimiz Çam Limanı’na gitmekti. Teke Burnu’nu iskelemizde bordalar bordalamaz sabahın sakinliğinde uyuyan bir koya demir atıp hem biraz tekneyi toparladık hem de sahilden Enis’in yaz tatili ödevi için çakıl taşı ve deniz kabuğu topladık.

Balık çiftliği kuşatmasındaki Yamandi Koyu’nu iskelemizde bırakıp, Çam Limanı’nın ucundaki Alagün Adası’nın batısına yöneldik. Haruplu önlerine geldiğimizde kıyıda bir iki küçük balıkçı motoru bir sürü ve çobandan başka kimse görünmüyordu. Akbük, Kazıklı ve Güllük’teki yoğun yazlık yapılaşmasının buraya ulaşamamasına sevindim. Alagün Adası ve kıyı arasında haritada kaya döküntüleri gösterildiğinden, Adanın önüne sokulmadan geriye döndük ve hafif rüzgarla körfezin doğu sahillerini tuttuk. Körfezin bu yakası yazlıklardan nasibini almaya başlamıştı. Yelkenleri indirip motor ile Çam Limanı iskelesine yöneldik. Sahildeki küçük iskelede duran balıkçılardan burada ekmek ve su bulabileceğimizi öğrenince salmayı kaldırarak önünde en fazla 1.5-2 metre su olan iskeleye yanaştık. Bu mevkiye Zeytinlikuyu deniyor ve toprak bir yol ile Kıyıkışlacık’a bağlantısı var.

İskele önündeki kahvehaneden 200-300 metre içeriye yürüyerek oldukça zengin ve modern bir marketten ihtiyaçlarımızı temin ettik. Tekrar Çam Limanı İskelesinden çıkıp Körfezin doğu sahillerini izlemeye devam ettik. İncegöl Burnu Feneri’ni iskelemizde bırakıp, bir yıl önce geldiğimiz Asin Körfezi-Kıyıkışlacık’a uğramaksızın, Salih Adasına gitmek üzere küçük Metelik Adası’na dümen tutacaktık. Bu İncegöl Burnundaki koylardan birinde geçen yıl bir gece geçirmek zorunda kalmış ve neredeyse sabaha kadar bizim varlığımızdan rahatsız olan üç porsuğun bağırışları arasında unutulmaz bir gece yaşamıştık. Az ötelerine kadar ulaşan yoğun yazlıkçı istilasına rağmen bize doğadan sımsıcak bir haber getiren bu sevimli yaratıklar dilerim buralarda hep varolurlar.

Sancak bordamızdan gelen güzel rüzgar ile apaz seyirde 5 knot yapıyorduk 45 dakika sonra Metelik Adasını bordalarken dalgalar irileşmeye başladı. rüzgarölçer 4 bofor gösteriyordu ama dalgalarla fazla hırpalanmamak ve bir an önce Salih Adasının karantısına girmek üzere yelkenkeri indirip motor çalıştırdık. Niyetimiz Salih Adasının güney limanında denize girmek ve gecelemekti. Ben Kuyucak Limanını da merak ettiğim için önce buraya yöneldik. Ancak balık çiftklikleri girişi kapattıkları için girmemiz mümkün olmadı. Salih Adası’nın güney limanında iyice kıyıya sokularak demir attık ve kıyıdaki ağaçlardan koltuk aldık. Burasını çok sevdik. Bol bol yüzdükten sonra kıyıda çamların altına kurduğumuz küçük çadırda bir süre dinlendik. Bugün 20 mil yaptık. Gün battıktan sonra gündüz Güvercinlik ve Torba sahillerinden balık tutmaya ve denize girmeye gelenler ve arılar da gidince koca sahil bize kalmıştı. Bir zamanlar dağ keçilerinin yaşadığı bu adada çok güzel bir gece geçirdik. Çadırımız olmasına rağmen, Şennur da bana katılınca çok rahat olmamasına karşın teknede ince uyku tulumlarına girip yıldızları seyrederek uyumayı tercih ettik. Bumbanın ucuna astığım küçük çadır fenerinin alevi sakin sakin salınırken, karşı sahilde büyük kentlerden Bordum’a akan arabaların ışıkları görünüyordu.
image007.jpg

3.GÜN: SALİH ADASI-GÜNDOĞAN

(25 HAZİRAN PAZARTESİ)

Sabah gökyüzü kızarırken uyandık. Fazla oyalanmadan sahildeki halatları çözüp motoru çalıştırdık ve demir aldık. İkiz Adalar’ı iskelemize alarak, Demir Limanı’na yöneldik. Demir Limanı önlerindeyken rüzgar çıkar gibi olunca yelken açıp motoru durdurduk. Ne var ki az sonra rüzgar kaldı ve biz de motor ile seyrimize Büyük Tavşan Adası-Fener Adası önü-Gündoğan  Limanı olarak devam ettik. Gün öğleye varmadan Gündoğan balıkçı barınağına girmiştik. Kıçtan demir atıp, her zaman olduğu gibi buradaki yardımsever çocuklar ve Balıkçılar Kooperatifi görevlisinin yardımları ile iskeleye bağlandık. Yakındaki markete, hoş bir sürpriz, Yelken Dünyası’nın Temmuz sayısı gelmişti. Hemen aldık. İskeleye çağırdığımız taksiye gerekli eşyaları yükleyip, bizimkilerin yazlığına gittik. Duş aldık, dinlendik. Gündoğan’da geçirdiğimiz beş gün boyunca Gündoğan Körfezi içinde, Küçük Liman’da Tilkicik Koyunda dolaştık, kısa seyirler ile yelken yaptık.
image012.jpg

4.GÜN:GÜNDOĞAN-AKBÜK

(30 HAZİRAN CUMARTESİ)

Sabah erkenden ulaşabilmek için bir gün önce tekneyi Gündoğan’ın batı sahilinde okalüptüslerin suları yaladığı, güzelim lacivert denizi olan Kandemir Koyuna bağlamıştık. Sabah erkenden tekneye gelip, ağaçlardaki halatları çözdük, eşyalarımızı yerleştirip, motoru çalıştırdıktan sonra, saat 7:30’da Fener Adasına doğru yol verdik. Sabahın erken saatleri olmasına karşın, o günlerdeki hava koşullarının etkisi ile (hava raporları bölge için fırtınamsı rüzgar veriyordu.) bizi zorlayan iri ölü dalgalarla karşılaştık. Fener Adasını geride bırakıp karşıdaki Toprak Ada’yı tuttuktan az sonra deniz sakinleşmişti.

Fener Adası’ndan Toprak Ada’ya rahat bir motor seyri ile bir saatte vardık. Üzerinde eski bir şapel ya da gözetleme kulesi olduğunu tahmin ettiğim kalıntıdan başka yapı ve adanın çıplak yüzeyini yalayan rüzgara direnmiş bir bodur ardıçtan başka ağaç olmayan adada binlerce martı ve karabatak yaşıyor. Toprak Ada’yı iskelemizde bırakıp, haritalarda en sığ yeri 1.2 metre gösterilen İsabel Kayasını iskelemizde bırakacak şekilde, yerel olarak Kocaörgü denilen, Didimli tur teknelerinin ise Haydar Koyu adını verdikleri dibi kum, suyu son derece berrak, cam göbeği rengi olan koya yöneldik. GPS önceden ayarladığım için, İsabel Kayasına fazla yaklaştığımız alarmını vermeye başladı. Bu arada suyun rengindeki ani değişim de farkediliyordu. Denizin ortasında birden dip görünmeye başlamıştı. İsabel Kayası denilen bu esrarlı yerin adına kaynaklık eden öyküyü çok merak ediyorum.

Kocaörgüye vardığımızda saat 10’a geliyordu. Son birkaç yıldır her fırsatta uğradığımız bu bu güzel koyda doyasıya yüzdük.

Koyun nihayetindeki yerlerinde bir konteyner içerisinde meşrubat ve çay servisi yapan İzmirli Muammer Bey, eşi ve sevgili küçükleri ile tanıştık. Geçen yıl çıkan korkunç orman yangınından kurtulmayı başaran bu güzelim tertemiz koyda, çevreye duyarlı gerçek denizseverlerin olması ne güzel.

Öğleden sonra 2:00’de Kocaörgüden ayrıldık. Ardıç Burnunu dönmüş, Akbük Körfezinin ortalarına gelmiştik ki önümüzden bir flamingo sürüsü mavi denizi kıpkırmızı yalayarak geçti.
Artık turumuzun sonuna gelmiştik. Aydede’yi Akbük Körfezinin ucundaki Saplı Adanın güney kuytusuna Kumkent önüne bağlayıp, evin yolunu tuttuk.

Hoşçakal sevgili deniz, bu zorunlu bir ayrılık. Senden uzakta kasvetli şehirlerin kocaman bürolarına kapanmak zorundayız yine. Ama yine geleceğiz ve umarım o zaman daha çok beraber olacağız…
image009.jpgimage014.jpg
Gökhan DEMİRER
Ankara, Ağustos 2001

(*) Bu yazı Yelken Dünyası Dergisi’nin Ekim 2001 sayısında yayımlanmıştır.
image001.jpg



Önceki Sayfaya Geri Dön Yazdırılabilir Sayfa © Gökhan Demirer - Her Hakkı Saklıdır.
sergi1icon